Uğur Yücel: “Güzel dünyaya uyanmayı özlemek…”

180

Star TV’nin yeni dizisi Nefes Nefese ile izleyici karşısına çıkan Uğur Yücel, “Kendimi izlediğimde beğenmiyorum. Hatta monitörden oyunuma bakarken bağırdığım oluyor. Tercihim; yazmak ve yönetmek” ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz yıl İçerde dizisinin Kudret’i olarak ekranlarda boy gösteren Uğur Yücel Hürriyet’e konuştu. Nefes Nefese ile ekranlara dönen 61 yaşındaki usta oyuncu, bilinmeyenlerini ve yeni projesini anlattı.

Son günlerde herkes aynı şeyi soruyordur, ben de yeni dizinizle ilgili sorulara geçmeden önce değinmeden edemeyeceğim; karşımda çok başka bir Uğur Yücel var. Kaç kilo verdiniz?
– Hayatımda kilo konusu kadar yorucu bir diyalog yok gibi. “Merhaba” diyen hemen cep telefonuna sarılıp fotoğraf çektirmek istiyor ve ilk lafı, “Çok zayıflamışsın” oluyor. Halbuki son üç yıldır 2002’deki kilomdayım. Üstelik seyircinin çoğu beni şu andaki kilomla biliyor. Hatta daha da zayıftım. Ama karşılaştığım herkes, “Çok kilo vermişsin” diyor. Bıktım. “Keşke zayıflamasaydım” diyorum bazen. Adımı ‘Kilo Yücel’ olarak değiştireceğim: “N’aber Kilo Abi?”

2014’te Ayşe Arman’a “Bön bön duvara bakıp nasıl kilo veririm diye düşünüyorum” demişsiniz. Sizi harekete geçiren ne oldu?
– Sağlık nedeniyle kilo verdim. Tehlike sinyali olan bütün sendromlar yakama yapışmıştı.

2014’te Ayşe Arman’a “Bön bön duvara bakıp nasıl kilo veririm diye düşünüyorum” demişsiniz. Sizi harekete geçiren ne oldu?
– Sağlık nedeniyle kilo verdim. Tehlike sinyali olan bütün sendromlar yakama yapışmıştı.

“Vertigo ve panik atakla yeni tanıştım,
kaymaklı kadayıf!”

Nasıl verdiniz peki? Güzel yemekler yapmayı, yemeyi, içkinin tadına varmayı seven bir keyif insanıydınız. Sizi her yediğinin kalorisini hesaplayan, spor salonundan çıkmayan biri olarak hayal etmek zor…
– Şimdi sadece tadıyorum. O kadar. İştahım aynı. Yine yemek yapıyorum. Ben tadıyorum, arkadaşlarıma yediriyorum. Kilo da almıyorlar alçaklar!

Yeni dizinizin çekimleri Adana ve Antakya’da yapılıyormuş. Bir yandan sıcak, bir yandan nefis yemekler… Nasıl geçiyor günleriniz?
– İlk dört bölümü serin zamanlarda çektik. Adana’nın kebabı, eti, Antakya’nın mezeleri, ev yemekleri muhteşem tabii. Adana’da Eski Mesut Kebabçısı, 40 yıldır gittiğim bir yer. Ev sıcaklığı derler ya… “Uğur Abimin keaabını vir!” Bu çok önemli. Uzaktan izliyorlar aklı başına geldi mi diye? Kebabı dürmeden akıl başa gelmez oralarda. Sakallı Emmi de güzel. Yağlı karası çok iyi. Antakya’da en çok Hammuş’a gidiyorum. Arap Alevi köyü… Hammuş’un eşi Hatice ve ekibi olağanüstü mezeler yapıyor. Şehirdeki Pöc Kasabı da iyi. Emniyet’in orada da bir mahalle lokantası buldum tesadüfen. Adı bile yok dükkânın. Şahane, tonton bir sahibi var. Borani enfesti. Bir de çok güzel çorbalar var birkaç dükkânda. Ama şişperek çorbasını ancak evlerde bulursunuz. Hele bir baklalı ve humuslu kahvaltıları var ki enfes. Vakıflı Köyü de çok huzur verici. Tabii şaşırtıcı olan balıklar…

Aa…
– Tabii. Bir Boğaz çocuğuna Kız Kulesi’ni geçmiş lüfer yediremezsin. Şimdi o da yok ya… Çukurova deyince akla kuraklık geliyor, deniz bağlantısı kurulamıyor. Oysa Adana’da, Antakya’da ciddi deniz kenarı lokantaları var. Diri balıklar bulduk. Sürpriz yerlerde. Çok özlüyorum oraları. Ağustos başı çekimlere başlayacağız yeniden. Yandık ki ne yandık. Hele kapalı mekânlarda ışık karşısında oynamak… 20 derece de oradan koy. Artı 70 derece! Dizinin adı ‘Cehennemi Gördüm’ olarak değişecek!

İlk bölümde hem yönetmen hem başrol oyuncususunuz. Oyunculuğu pek sevmediğinizi ama bir yönetmen olarak oyuncuya yaklaşma, ondan ‘oyun alma’ konusunda kendinizi iyi bulduğunuzu biliyorum. Yönetmen Uğur Yücel’le oyuncu Uğur Yücel’in arası nasıl?
– Kendimi izlediğimde beğenmiyorum. Hatta monitörden oyunuma bakarken bağırdığım oluyor. Tercihim; yazmak ve yönetmek. Oyuncu ilişkileri konusunda şunu söyleyebilirim: Oyunculuktan gelip yönetmenlik yapan ilk insan mıyım neyim memlekette? Kendi yerime koyuyorum oyuncuları. Galiba şefkatle yaklaşıyorum onlara. Çok yalnızdır oyuncu sette. Kedi gibidir; vahşidir, bencildir, korkaktır, sinsidir. Ama başını okşayınca sokuluverir. Bir daha da gitmez. Ama ben kendimi okşayamıyorum çoğunlukla. Hep şüphedeyim.

Hatta ‘performans anksiyeteniz’ varmış. Nasıl başlamıştı bu?
– Evet, kamera karşısında hiçbir lafımı söyleyemeyeceğim endişesiyle başladı. Sıklıkla kâbuslar görürdüm; tam sahneye çıkacakken hiç ezberim yokmuş… Seyirci dolu, sahne bomboş ve biri benim çıkacağımı bildiriyor. “Ben buraya oyun seyretmeye geldim” diyorum. Kimse dinlemiyor. Matrak aslında, yani oradan bakmaya çalışıyorum.

Yendiniz mi bunu?
– Hiçbir şeyi yenemedim. Vertigo ve panik atakla da yeni tanıştım. Kaymaklı kadayıf…
Hayat, hikâyesini güzel anlatanlara verir sürprizleri

Yeni dizi ‘Nefes Nefese’nin hikâyesini siz nasıl anlatırsınız?
– Hayat, hikâyesini güzel anlatacak olanlara verirmiş sürprizleri… Büyük tesadüfleri… Başıma gelenleri güzel anlatıyorum ama senaryoları pek anlatmıyorum. Çok kısaca şöyle: Berlin’de yaşayan ‘Ayaz Kıran’ ve kızı ‘Rüya’ birbirlerini çok sevmekteler. Bir gün kız, doğumu sırasında öldüğünü zannettiği annesinin Suriye’de olduğunu öğreniyor. İnternetten Suriye-Türkiye arası yasadışı işler yapan ‘Boran’la tanışıyor. Annesini bulma umuduyla düşüyor yollara. Antakya’dan geçiş yapacakken yıllardır evinden çok trajik bir nedenle ayrı düşmüş ‘Yusuf’un ailesinin, Alacanların içine giriyor. Sonra bütün karanlıkların içinden ‘Atmaca’ lakaplı babası çıkacak. Bir yandan kayıp anne… Rüya’yı evlilik vaadiyle bekleyen Boran… Yusuf’un ve Alacanlar ailesinin Ayaz Kıran’ın yarattığı anaforun içine düşmesi… Daha anlatmayayım ya! Güzel çatışmalar… Öte yanda masalarından yemek, mutluluk, eğlence fışkıran koca bir aile… Ve bütün güzelliklerin üzerinde kara bir bulut…

“Rakı, sarhoş
olmak için içilmez”

Bu fotoğraf benim için çok anlamlı. Oğlumla oturduğumuz İsmet Baba’daki bu masa, babamla ilk rakımı içtiğim masa… Oğlumdan daha ufaktım, 17 yaşındaydım babamla oturduğumuzda. O gün babam, “Bakıyorum da bazen çok, bazen az yudumluyorsun. Rakı, sohbet içkisidir. Sarhoş olmak için içilmez. Yudumların hep aynı ölçüde olsun; iri üzüm tanesi kadar… Öyle içersen sarhoş kalkmazsın” demiş ve karşımda bir lüferin kafasıyla iki duble içmişti.

Babam ‘Muhsin Bey’i bile seyredemeden göçtü gitti, şimdi her sofrada benimle…
Oğlunuzla (Can Yücel) çok yakın bir ilişkiniz var bildiğim kadarıyla…
– ‘Baba-oğul’dan çok, iki yakın dostuz. ‘Arkadaş gibiyiz’ geyiği yapmayayım. Sık görüşüyoruz, çok şey paylaşıyoruz.

Hiç mi baba-oğul çatışmasını yaşamadınız? Nedir bunun sırrı?
– Birlikte çalışırken tartıştığımız oldu. Ama mesleki konular hakkındaydı bu tartışmalar. Yoksa baba-oğul meselesi hiç olmadı. Sırrı nedir? Bilmem! Sadece konuşmaya başladığından beri onun fikrini sordum. Ben konuşunca o da beni dinledi. Duygularımız birbirine yakın. Birbirimizi iyi tanıdık o daha büyümeden.

Oğlunuz ünlü çocukların yaşadığı bocalamayı da pek yaşamadı sanıyorum. Üstelik sizinle aynı sektörde çalışmayı tercih etmesine rağmen. Onu korumak için özel bir şeyler yaptınız mı?
– Can’ın, benim ve Derya’nın (Alabora) çocuğu olduğunu, adam 32 yaşına geldiğinde öğrendi çoğunluk. O da, ben oynayıp o yönetecekken zorunlu olarak bir röportaj verdik, ondan… Annesi de ben de mütevazı insanlarız. Şımarıklıktan hiç hazzetmeyiz. Can da tabiatı itibariyle tanınmaktan hoşlanmaz. Şöhretle alakamız yoktur. Sadece işimizi yaparız.

Kendi babanızla da güçlü bir ilişkiniz vardı değil mi? Astsubay Sabri Bey, bugün için bile radikal denebilecek bir tutum sergilemiş ve çocuğunun oyuncu olma tercihine canı gönülden destek vermiş bir baba…
– Garibim ya! Konservatuvar sınavında bir tek veli vardı; babam. Ya gitsene sen, utanıyorum, eşek kadar adam babasıyla gelmiş! Gitmedi. Sınavın sonunda adım okundu ve “Kabul” dendiğinde elimi sıkan oydu. Ve ne yazık ki ‘Muhsin Bey’i bile seyredemeden göçtü gitti aniden. Yıldız Kenter hayranıydı. Hoca bana birinci sınıftayken tiyatrosunda rol verdi. Babama söyledim. Arkasını dönüp ağladı. Her sofrada yaşıyor benimle.

Tekne, hayatınızda hâlâ önemli bir yerde mi?
– Oteller ve tekne arasında bir hayat… Sürekli valizlerle dolanıyorum. Planlamamakla beraber, tek başıma dünya turu yapmayı hayal ediyorum.
Bu arada bahsi geçen tekne, arkadaşımın. Denizcilerin en büyük geyiği budur: ‘En iyi tekne arkadaşımın teknesi.’

Öykü kitabınız ‘Yağmur Kesiği’ çok ilgi görmüştü. Yeni bir kitap var mı ufukta?
– Yok. Senaryolar var. O öykülerin çoğunu çocuk denecek yaşta yazmıştım. Sonra edebiyatla ilgili arkadaşlarım, “Kitap yap bunları” dedi. Öyle oldu. Hevesim yok kitap yazmaya. Ama deniz üzerine bazı gezi notlarım var. Bunlar yer tanımlamaktan çok içeriye doğru yazılar.

Çok büyük maceralar yaşadınız mı deniz üstünde?
– Bir eylül sonu, tek başıma, zifiri karanlıkta Marmara Adası, Prastos Köyü’nden demir alıp İstanbul’a gidişim… Hava yükseldi, deniz kabardı. “Nereden icat ettin bu seferi, münasebetsiz bir insansın” dedim kendime. Gece ikide, can yeleğimi takıp kendimi tekneye bağladım. Bu, can yeleğine bağlı tellerde hareket edebileceğiniz bir çengel bağlantısı… Koca bir karanlığın içinde tek başınasın…

Neler geçiyor o esnada içinizden?
– O gece kaybolup gitmeyi hissetmiştim. Denizin dibinde mumlar yanıyordu. Koca dalgalar yüzüme gelirken annemi düşündüm. Hayatımda tanıdığım en lokum insanlardan biri. Kendi kendine konuşurdu: ‘Ona anası anlatıyor, o öğretiyor” diyordu; “Geçmiş karşıma ‘tintintinimini hanım’ı söylüyor bir de yüzsüz!” “Anne, kime söylüyorsun bunu? O şarkı söyleyen kim sana?” Cevap yok. “Uttanmazlar” derdi bir de, iki ‘t’ ile… Çok başka biri oluyordu o Adile Naşit’e benzeyen kadın. Karanlık bana bunları hatırlattı. Sonra dalgalar büyüdü. Kocaman, dişi bir aygırın üzerinde dörtnala gidiyorum sanki. Şehvet veriyor. Tekneyi pat pat okşuyorum. Beni duyuyor, daha hızla dalıyor köpüklere.
Sonra sabahın ilk ışıkları geldi ama rüya devam ediyor sanki. Annem etrafımda dolanıyor mutfakta yemek pişerken. Zeytinyağlı pırasa kokuyor yüzü. “Senin böyle kötü kötü konuşmalarını istemiyorum” diyorum, birden gülüyor. Sarılıyor. Üzüldüğümü görüyor. Çok yalnız olduğumuzu hissediyorum. Ağlıyorum. “Hayat böyle olacak” diyorum… Güneş yükseldi; “N’aber gene yendim seni” dedim. Geceyi geride bırakınca tekrar kabadayılaştım tabiata karşı.

Yorum Bırak

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz